5 Temmuz 2009 Pazar

Sedef Adası + Büyükada






Harika bir Cumartesi öğlen vakti Kabataş'tan tekneye atlayıp, önce Sedef Adası'na, oradan sevgili arkadaşımız İlker'in Büyükada'daki güzel evine misafir olduk. Port Sedef'te yemek, büyükada açıklarında deniz ve İlker'in evinde jakuzzi keyfinden sonra "Büyükada'da ne yesek?" diye düşünürken, annemizin elinde gördüğümüz siyah bir benek ve ardından koparılan "Kene bu!?!" fırtınasından sonra yine tekneye atlayıp, tapagaz İstanbul'a döndük. İstanbul'da doktorun "Bunun altı bacağı yok, kene değil" mesajıyla herkes rahatladı ama akşam akşam biraz keyfimiz kaçtı tabii. Neyse, hafta sonu adaya gidelim ama Cumartesi gününü tercih edelim, Pazar'ı değil. Bu güzel gün için Aslı, Kerim, AliYorgo, İpek, Özer, İlker, Karen, Betty ve Boo'ya teşekkürler. AliG çok ama çoook eğlendi.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Vimeo


Bugünlerde AliG ile en büyük eğlencemiz Vimeo'da yayımlanan harika Stop Motion ve 3D animasyon filmlerini izlemek. Vimeo, Youtube gibi video paylaşım sitesi ama arayüz ve içerik olarak çok daha özgün filmleri barındıyor. Örneğin bu aralar en çok izlediğimiz filmler AliG'nin tabiriyle Dede ve Uçurtma filmleri. Eğer Vimeo'ya kayıt yaptırıp, üye olursanız günlük olarak yeni eklenen videolardan da haberdar olabilirsiniz. Kesinlikle tavsiye edilir.

Neylan'la Tayga evlendi




Cumartesi öğlen AliG ile Neylan ve Tayga'nın nikâh törenine gittik. Esma Sultan'daki tören öncesi bizimki bitmeyen enerjisi ile her tarafa koşturdu. Öncelikle Boğaz Köprüsü'ne bakıp, ardından sıcaktan bunalıp, tören mekânına girdik. AliG 3 saniye içinde burada da sıkılınca tekrar bahçeye döndük. Limonataların tadına baktık. Ardından nikâh için tekrar içeri girdik. Bizimki burada da eylemlerini sürdürdü tabii. Nikâh öncesi töreni idare eden solaryum tenli belediye başkanımız Mustafa Sarıgül Tayga'nın Soysaltürk olan soyadını üstüste 2 kez Sosyaltürk olarak yanlış söylemeyi becerdi :) Nikâh sonrası gelinimizin başkandan isteği de ilginçti tabii. "Halaskargazi Caddesi'nin orta refüjü ağaçlandırılsın" :) Tören sonrası nikâh şekeri olarak verilen Macaron'ları da evde büyük bir iştahla yedi küçük bey. AliG ile birlikte Neylan ve Tayga'ya bir ömür boyu mutluluklar diliyoruz.

21 Haziran 2009 Pazar

Dalia Beach Club



Neredeyse Haziran bitiyor, AliG maceralı Antalya Turu'ndan beri denize adımını atmadı diye "Cumartesi gününü denizde geçirelim" dedik. Perşembe-Cuma, İstanbul'un nadide beach'leri araştırıldı ve Dalia Beach'te karar kılındı. Aslında Burç Beach'e gitmeyi istemiştik ama Boğaziçili olmadığımız için kapıdan çevrilme hengâmesi yaşamak istemedik açıkçası. Neyse, sabahtan kalkıldı. Kıyafetler, mayolar, oyuncaklar, güneş kremleri ve daha bir sürü eşya ile Demirciköy'ün biraz ilerisindeki Dalia Beach Club'a gidildi. Daha girişte 30.-TL, kahvaltıya ise 20.-TL verilerek, daha bi saat içinde 100 kaat itinayla ezildi. Mekân güzel, restoran medeni, ayrıca bir de fast food bölümü var, plaj ve çimenlik yayma alanı birbirinden ayrılmış. Kulaklarınızda chill out, house veya Seda Sayan çınlamıyor. Ama Karadeniz de girilecek gibi değil. AliG ayağını suya soktuktan sonra bi daha denize yaklaşmadı bile. Birkaç saati benim yapmaya çalıştığım kumdan kaleleri bozarak ve kafamdan aşağıya kum dökerek geçirdi. Klasik öğlen uykusu ve komşu sakinlerin karpuzlarına yancı olma durumundan sonra ikindiyi ettik. "Saat 4 oldu, bi hamburger falan yiyelim bari" deyip, Cafe'ye gelince "Hamburger 10.-TL, Coca-Cola 6.-TL" gibi fiyatları görünce tepem attı ve tasımızı-tarağımızı toplayıp, mekândan ayrıldık. "AliG eğlendi mi, eğlendi" ama hafta sonu birkaç saat için de bu kadar para heba edilir mi yahu? Dandik bir kahvaltı ve vasat bir plaja 100 kaat vermek hiç de insaflı değil yahu. Vize sorunu olmasa, yazın her hafta sonunu Bulgaristan ya da Yunanistan'da geçirirdim çünkü hem insanlar iyi ve medeni, hem de fiyatlar böyle "kazıklanıyoruz ulen!" sendromu yaratmıyor. Yazık İstanbul'uma, yazık bu parayı veren zavallı hemşehrilerime! Biraz önce internette gezinirken İstanbul Beach diye bi site buldum. İngilizce ama olsun, bakın bakalım, siz önümüzdeki hafta hangi Beach Club'a gideceksiniz?

Masal Zamanı

Ali Efendi 2.5 yaşını da doldurdu ama hâlâ yatmadan önce bi biberon sütü devirmeye devam ediyor. Doktoru uzuuun zaman önce "Akşam sütünü kesin!" demesine rağmen bizimki yılmıyor tabii ve inatla akşam olunca "Anne, süt içelim, e-eee yapalım" moduna geçiyor hemen. Biz de bu aralar -pek faydası olmasa da- masal kitaplarına sardık. Yapı Kredi Yayınları'nın Doğan Kardeş serisinde çok güzel masal kitapları var. Üstelik Fazıl Hüsnü Dağlarca'dan Cemal Süreya'ya, Ayfer Tunç'tan Italo Calvino'ya kadar . Hepsi iyi yazılmış, güzel resimlenmiş, kalın ciltli ve kaliteli baskılı kitaplar. Bakalım kalem süt'ten keskin mi? :)

15 Haziran 2009 Pazartesi

Bebek Şenliği




Meya'da sıkılınca soluğu Bebek Parkı'nda aldık. Ama mekân İstanbul elitleri tarafından işgal edilmiş. Malum, bu yıl da Bebek Şenliği'nin 4.'sü yapıldı ve biz de son gününe dahil olduk işte bi şekilde. Ortalık panayır yeri gibiydi. Kahve, bira, balık-ekmek, hot dog, ortada bi sahne. DJ performansları, yurdum insanının bayıldığı "Turkiya seni seviyorum" diye bağırıp duran Latin Amerikalı bir grup vs. vs. Bu arada bizim bağımsız modacılar burayı da işgal etmiş, "hot couture" parçalarının satışını yapıyolardı. AliG ise daha çok çocuk parkının biraz ilerisinde -sanırım yeni yapılmış- benzerlerini yurt dışında da gördüğümüz su fıskiyeleriyle oynamayı tercih etti tabii. Önce çoraplar ıslatıldı. Baba çorapları ve ayakkabıları çıkarınca, bu sefer fıskiyelere tekme atama moduna geçildi. Bu sefer şort da biraz ıslandı ama en azından su yüzü gördü yavrucak :) Artık bu çocuğu deniz-kum-güneş ortamına sokmak lazım yaz bitmeden!

Önce Café Meya


O sıkıcı Bebek trafiğinde beklerken solunuza bakarsanız önünde her daim farklı türde motosikletlerin parkettiği küçük bir café göreceksiniz, sakın şaşırmayın :) Bu Pazar akşama doğru Babür ve Ömer abilerle sözleşip, Café Meya'da buluştuk. Ben tabii bi 10 dakka park yeri aradım, ayrı mevzuu. Neyse... Meya'nın önündeki masalara kurulup, İstanbul'un bu nev-i şahsına münhasır semtinde önümüzden geçen Bugatti Veyron, Lamborghini Gallardo gibi acayip arabalara bakarken AliG de Ömer abisinin kendisi gibi makine irisi motorunu kurcalamakla geçirdi zamanını (Sonrasında bir KTM 690SM ve pırıl pırıl bir Harley-Davidson VROD). Allahtan biricik annemiz onu alıp, Bebek Parkı'na doğru gezmeye çıkardı da biz de iki muhabbetin belini kırdık. (Tanrım, ben kötü bir baba mıyım?) Çocuklu aileler için pek uygun bi yer olmasa da (AliG'yi kontrol etmek güç ve hemen önünde yoğun bir araç trafiği var) Bebek'in tiki mekânlarından bir adım uzakta, sakin ve dingin bir yer. Biz Café Meya'yı seviyoruz, siz de sevin.