9 Temmuz 2009 Perşembe

Beautiful Boy


John Lennon'un Beautiful Boy parçasını ilk kez yıllar önce Imagine filmini izlerken duymuş ve bayılmıştım. Keşke ben de oğluma böyle bir şarkı yazabilsem...

Kes tıraşı...



Geçen yıl AliG'nin saçlarını keseyim derken biraz abartıp dazlak yapmıştı oğlumu (alttaki fotoğraf) ve bu durum evde bir aile faciasını da beraberinde getirmişti. AliG'yi babası gibi kel gören annemiz neredeyse evi terkediyordu. Gerçi bizim hırt 2008 yazını keltoş haliyle mutlu mesut geçirdi, lüle saçları yeniden uzadı ama annemiz 2009'da kontrolü ele aldı haliyle. Evet, AliG'nin ilk kuaför deneyimi dün yaşandı. Annesinin söylediğine göre saç kesimi boyunca sakin sakin oturmuş bizimki. Böyle de acayip bi çocuk işte. Evde burnumuzdan getirir, dışarıda "Ay bu çocuk ne kadar uslu!" tepkileriyle puanları toplar. Oğluşumun lüleleri gitmiş ama bu sıcak havalarda daha fazlasına da gerek yok, di'mi ya!?

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Geleceğin Rocker'ı...


"AliG'yi Rock'n'Coke'a götürsem mi acaba?" diye düşünürken, Ohdeedoh tayfası "Küçük olabilirler, müzik onlara fazla gürültülü gelebilir ama konser posteri ile başlangıç yapsınlar" diye düşünmüş. Kesinlikle katılıyorum. Hepsini alıp, AliG'nin odasına duvar kağıdı mı yapsam!? Poster fiyatları 20-45 $ arasında. Hmmm, biraz tuzluya patlar sanırım.

5 Temmuz 2009 Pazar

Sedef Adası + Büyükada






Harika bir Cumartesi öğlen vakti Kabataş'tan tekneye atlayıp, önce Sedef Adası'na, oradan sevgili arkadaşımız İlker'in Büyükada'daki güzel evine misafir olduk. Port Sedef'te yemek, büyükada açıklarında deniz ve İlker'in evinde jakuzzi keyfinden sonra "Büyükada'da ne yesek?" diye düşünürken, annemizin elinde gördüğümüz siyah bir benek ve ardından koparılan "Kene bu!?!" fırtınasından sonra yine tekneye atlayıp, tapagaz İstanbul'a döndük. İstanbul'da doktorun "Bunun altı bacağı yok, kene değil" mesajıyla herkes rahatladı ama akşam akşam biraz keyfimiz kaçtı tabii. Neyse, hafta sonu adaya gidelim ama Cumartesi gününü tercih edelim, Pazar'ı değil. Bu güzel gün için Aslı, Kerim, AliYorgo, İpek, Özer, İlker, Karen, Betty ve Boo'ya teşekkürler. AliG çok ama çoook eğlendi.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Vimeo


Bugünlerde AliG ile en büyük eğlencemiz Vimeo'da yayımlanan harika Stop Motion ve 3D animasyon filmlerini izlemek. Vimeo, Youtube gibi video paylaşım sitesi ama arayüz ve içerik olarak çok daha özgün filmleri barındıyor. Örneğin bu aralar en çok izlediğimiz filmler AliG'nin tabiriyle Dede ve Uçurtma filmleri. Eğer Vimeo'ya kayıt yaptırıp, üye olursanız günlük olarak yeni eklenen videolardan da haberdar olabilirsiniz. Kesinlikle tavsiye edilir.

Neylan'la Tayga evlendi




Cumartesi öğlen AliG ile Neylan ve Tayga'nın nikâh törenine gittik. Esma Sultan'daki tören öncesi bizimki bitmeyen enerjisi ile her tarafa koşturdu. Öncelikle Boğaz Köprüsü'ne bakıp, ardından sıcaktan bunalıp, tören mekânına girdik. AliG 3 saniye içinde burada da sıkılınca tekrar bahçeye döndük. Limonataların tadına baktık. Ardından nikâh için tekrar içeri girdik. Bizimki burada da eylemlerini sürdürdü tabii. Nikâh öncesi töreni idare eden solaryum tenli belediye başkanımız Mustafa Sarıgül Tayga'nın Soysaltürk olan soyadını üstüste 2 kez Sosyaltürk olarak yanlış söylemeyi becerdi :) Nikâh sonrası gelinimizin başkandan isteği de ilginçti tabii. "Halaskargazi Caddesi'nin orta refüjü ağaçlandırılsın" :) Tören sonrası nikâh şekeri olarak verilen Macaron'ları da evde büyük bir iştahla yedi küçük bey. AliG ile birlikte Neylan ve Tayga'ya bir ömür boyu mutluluklar diliyoruz.

21 Haziran 2009 Pazar

Dalia Beach Club



Neredeyse Haziran bitiyor, AliG maceralı Antalya Turu'ndan beri denize adımını atmadı diye "Cumartesi gününü denizde geçirelim" dedik. Perşembe-Cuma, İstanbul'un nadide beach'leri araştırıldı ve Dalia Beach'te karar kılındı. Aslında Burç Beach'e gitmeyi istemiştik ama Boğaziçili olmadığımız için kapıdan çevrilme hengâmesi yaşamak istemedik açıkçası. Neyse, sabahtan kalkıldı. Kıyafetler, mayolar, oyuncaklar, güneş kremleri ve daha bir sürü eşya ile Demirciköy'ün biraz ilerisindeki Dalia Beach Club'a gidildi. Daha girişte 30.-TL, kahvaltıya ise 20.-TL verilerek, daha bi saat içinde 100 kaat itinayla ezildi. Mekân güzel, restoran medeni, ayrıca bir de fast food bölümü var, plaj ve çimenlik yayma alanı birbirinden ayrılmış. Kulaklarınızda chill out, house veya Seda Sayan çınlamıyor. Ama Karadeniz de girilecek gibi değil. AliG ayağını suya soktuktan sonra bi daha denize yaklaşmadı bile. Birkaç saati benim yapmaya çalıştığım kumdan kaleleri bozarak ve kafamdan aşağıya kum dökerek geçirdi. Klasik öğlen uykusu ve komşu sakinlerin karpuzlarına yancı olma durumundan sonra ikindiyi ettik. "Saat 4 oldu, bi hamburger falan yiyelim bari" deyip, Cafe'ye gelince "Hamburger 10.-TL, Coca-Cola 6.-TL" gibi fiyatları görünce tepem attı ve tasımızı-tarağımızı toplayıp, mekândan ayrıldık. "AliG eğlendi mi, eğlendi" ama hafta sonu birkaç saat için de bu kadar para heba edilir mi yahu? Dandik bir kahvaltı ve vasat bir plaja 100 kaat vermek hiç de insaflı değil yahu. Vize sorunu olmasa, yazın her hafta sonunu Bulgaristan ya da Yunanistan'da geçirirdim çünkü hem insanlar iyi ve medeni, hem de fiyatlar böyle "kazıklanıyoruz ulen!" sendromu yaratmıyor. Yazık İstanbul'uma, yazık bu parayı veren zavallı hemşehrilerime! Biraz önce internette gezinirken İstanbul Beach diye bi site buldum. İngilizce ama olsun, bakın bakalım, siz önümüzdeki hafta hangi Beach Club'a gideceksiniz?