18 Temmuz 2009 Cumartesi

Polina'nın leziz pastaları


Havuz sefası sonrası mideyi şenlendirmek gerek, di'mi ya! AliG de, acıkan bünyeyi ödüllendirmek için günü Polina'nın harika ev yapımı pastasından yiyerek sonlandırmış. Polonezköy'e giderseniz aklınızda bulunsun! Ne demiş Charles Eames: "Take your pleasure seriously!

Take your pleasure seriously!






AliG bugün annesi ve Sarven abisiyle birlikteydi. Sabahtan Polonezköy'deki Leonardo'nun havuzuna gidip, akşama kadar havuzda takıldılar. Daha doğrusu Ali Bey havuzdan çıkmamış, anne de Ali Efendi'ye bekçilik yapmaktan dinlenmeye pek fırsat bulamamış tabii :) Neyse, yarın nöbeti ben devralıyorum.

16 Temmuz 2009 Perşembe

The Rocking Horse


"Tam AliG'ye göreymiş" diyecem ama bizimki artık büyüdü bu tür şeyler için. Gerçi insan bunu görünce "Benim de bir garajım olsa, yaparım böyle bi'şi" diyor ama yalan tabii! Felix Götze'yi kutluyor, hayatımıza devam ediyoruz.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Ex Libris


AliG'nin kütüphanesi giderek büyümeye başladığından, o'nun kitapları için de bir "Ex Libris" ihtiyacı doğdu tabii. Bilmeyenler için "Ex Libris" kitabın sahibini belirleyen bir işaret, bir nevi kartvizit ya da sahiplik belgesi. Birkaç yıl önce Özlen'le Amsterdam'da turlarken Posthumus adında sadece kırtasiye ürünleri satan harika bir dükkâna girmiştik. Burada Ex Libris olarak kullanılabilecek türlü türlü hazır ahşap stampa'lar vardı. O zamanlar Özlen için aldığımız ama pek kullanmadığı bu "Karakoyun" damgasını AliG'ye Ex Libris olarak seçtik. Yani Karakoyun'lu bi masal kitabı görürseniz, bizim kütüphanemizden çıkmıştır. Haberiniz ola! Bu arada Posthumus internet üzerinden de satış yapıyor. Bilginize...

Masalcı Behiç Ak



Geçenlerde ikindi vakti şirketten çıkıp "biraz nefes alayım" derken, uzun zamandır ziyaret etmediğim Can Yayınları'nın Galatasaray'daki dükkânına uğradım. Zamanında idefix'den küçük yeğenim için bi dolu Pıtırcık kitabı almıştım Can Yayınları'ndan çıkan. "Okul öncesi kitabınız var mı?" diye sorunca beni üst kata yönlendirdiler. Bir de baktım ki yaklaşık 30 kitap ortaya yayılmış beni bekliyor. Ben de AliG'nin yaşına uygun 22 kitabı bir çırpıda aldım tabii :) Kitapların arasında özellikle eskiden beri çok sevdiğim bir karikatürist olan Behiç Ak'ın hem yazıp, hem de resimlediği 6 kitabı var. Hepsini gözüm kapalı tavsiye ederim. Ayrıca Behiç Ak'ın Günışığı Kitaplığı'ndan çıkmış 4 kitabı daha varmış. Onları da AliG'nin kütüphanesine eklemek için sabırsızlanıyorum. Bu arada CanÇocuk çok yakında yayındaymış, haberiniz ola!

14 Temmuz 2009 Salı

Aşşşk Café



Pazar günleri tüm İstanbul kendini mesire yerlerine ya da denize atarken biz evde takılmayı tercih ediyoruz. Saat 17:00 olup, hava da serinlemeye başladığında AliG ile birlikte Nişantaşı turumuza başlıyoruz. Artık puseti bıraktık. AliG, anne ve ben yürüyerek Reasürans Pasajı'na gidip, Aşşşk Café'de bi'şiler yiyip-içerken bizimki de ortalıkta takılıyor. Bazen yaşıtı çocuklar olunca sosyalleşiyor da haliyle. Gerçi O'nun sosyalleşmesi için yaşıtlarına ihtiyacı yok. Herkesle bodoslama muhabbete girip, artık o an aklında ne varsa anlatıp duruyor. Aşşk Café sonrası durağımız Teşvikiye Camii bahçesi. Genelde yanımıza top almadığımız için burada top oynayan abilere sarıyoruz hemen. Camii bahçesinde biraz ter attıktan sonra, hooop Tunaman'daki parka dalıyoruz. Pazar günleri genelde sakin oluyor ve AliG ile birlikte uzuuun salıncak eğlencemiz başlıyor. Tam parkın üzerinden geçerek Atatürk Havalimanı'na doğru inişe geçen uçakları da "spot" ettikten sonra, Backhaus Nişantaşı'na uğrayıp, pastane bölümünde çalışan ablalarımızdan günlük kurabiye haracımızı da aldıktan sonra, D&R'ye uğrayıp, dergi ve diğer ıvır-zıvırlara şöyle bir göz attıktan sonra tekrar yürüyerek eve dönüyoruz.

Fatih Ormanı derken...


Pazar sabahı erkenden çıkıp, bir önceki gün programını yaptığımız "Fatih Ormanı'na gidelim. Hatta içinde güzel bi mekân varmış, orada da kahvaltımızı yapalım" diye yola vurduk kendimizi ama Fatih Ormanı'na giriş yapmaya çalıştığımız iki noktada da içeride öyle bir mekânın olmadığı söylendi. E, bizde piknik setapı yapmadığımız için kös kös Santral İstanbul'un yolunu tuttuk. Tamirane'de kahvaltı, ardından klasik havuza minik taşlar atmaca ve ardından çimlerde yalınayak koşturmaca. Öğlen sıcağı tepemizdeyken "Hadi eve dönelim" dediğimiz anda, AliG çimenlerde annesini peşinden koştururken, Özlen "hooop!" diye kıçının üzerine oturdu. Meğer su birintisi olan bi yere basmasın diye Ali efendinin peşinden koştururken, ayağı kayıp, düşmüş. Yanlarına vardığımda sinirinden ağlıyordu :) Anneyi ve AliG'yi çamurlu kıyafetleriyle toparlayıp, ışık hızıyla eve attım tabii. Aslında Santral'de Adidas'ın Streetball Turnuvası vardı ama o sıcakta da izlenecek gibi değildi.